Haftalar geçti hızla. Yoğun. Görünürde iyi idare ediyorum; ama her an bir korku var içimde. Bahsettiğim "iş" tabii... Öngörülerim şöyle şekillendi:

Hedefimse şu:
Olacakları yine zaman gösterecek... Falda bir sahne çıkması hoş bir şey. Uzun uzun boş bakan gözleri, "Acaba olabilir mi? Hala geç değil yani?" yapıyor.
Esasen şu ses çıkarmadığım süre içerisinde belki de en kayda değer an, kalabalık bir sınav salonunda okuduğum şu satırlar oldu:
"...çok iyi bir kaleminiz olabilir ama eğer hayata bir itirazınız yoksa onu olduğu gibi benimsiyorsanız kesinlikle iyi bir yazar olamazsınız. Çok iyi bir reklam yazarı olursunuz, zengin de olursunuz, o kadar."
Yazarlıkla ilgili kısmı değil; ama hayata itirazımın olmaması bütün sınav kafamı kurcaladı.
Bu insanı olgunlaştırıyor; habire şükretmek, en ufak şeyler için, hem de çok içten... Öte yandan fazlasını isteyememek, korkmak, utanmak...
Genç kızlar! Aşka gelip salak saçma hareketlerde bulunmayın! Sonra yıllar geçiyor, onlar geçmiyor. Hayatta yeterince şemsiye çıkacak karşınıza, acele etmeyin Hugo gibi hepsini bir anda topliycam diye. Sonra paraya kıyıp yaralarınızı sardırmayla, kazandığınız parayı gönlünüzce harcama döneminiz çakışıyor. Annenizin sözünü dinleyin diyeceğim; zira o dönemde kendinizi duyamıyorsunuz zaten...