29 Şubat 2008 Cuma

Deneme123

Yazacak çok fazla şeyim olmasına rağmen tuhaf bir şekilde "ilk cümleler" yazıp yazıp siliyorum. Günlük yazıyormuş gibi olmak istemiyorum; zira benim günlüklerim 'bir genç kızın günlüğü'nden ziyade 'kaptanın seyir defteri'ne hep daha yakın olmuştur. Günün olaylarını belki bir iki espriyle süsleyerek, oldukça objektif bir şekilde yazmak dışında ne içimdeki duygu ve düşünceleri yansıtır ne de o anki ruh halime yönelik bir ipucu bırakırdım sayfalarda. Yine aynı şeyi yapmak bana cazip gelmiyor, hazır gizli kahraman kimliğim varken daha "dirty" yazmak istiyorum.... :D

10 dakika geçtiğine göre sanırım olmayacak; zira artık tepemde hoca dikilmiş sınav sorusunu çözüşümü izliyormuş gibi geldiğine göre en başlardan fazla zorlamamak lazım...

Bu ay oldukça yoğun geçti, onca zamandan sonra ilk defa gerçekten çalıştığımı bir şeyler ürettiğimi hissediyorum. Çok zor olsa da alıştım olduğum yere. Başlarda "Ben onlarla çalışmak isemiyorum!!" diye zırladığım insanlarla artık rahatlıkla çalışıyor olmamın yanında onları gerçek anlamda seviyorum bile. Umarım herşey zamanla daha da düzelecek...

Bir an için tereddüte düşmüştüm; ama artık eminim ve rahatım: evet ben insanlara, yerlere, olaylara çok zor alışıyorum, anlık görüşme-tanışma dışında hayatımın bir dönemi süresince birlikte olacağım insanlardan uzuun süre uzak duruyorum; ama benim değiştiremediğim tarzım bu ve değiştirmeye çalışmanın çok da gerekli olmadığına karar verdim. Kabak çiçeği olmayı seviyorum; bana az ama sevdiğim insanlar, yerler ve olaylar kazandırıyor.

hmmm tam istediğim gibi baya bi "dirty"...puf :?

20 Şubat 2008 Çarşamba

Çokazsıkıntı

Şu an çalışıyor olmam gerekirken ben üst üste gelen sinir bozucu şeylerin etkisinden kurtulmayı beceremediğimden manasızca oturmuş vakit öldürmekteyim. Yaklaşan fizyolojik olayların da etkisi yadsınamaz...

Bazıları çok bencil, bazıları çok kaba, bazıları çok düşüncesiz, bazıları gereksiz; hepsi yine dönüp dolaşıp bana şemsiye... İşim
Bazısını kabullenmek, bazısına inanmak, bazısını hatırlamak zor, bazısını anlamak zor... Madımak
Bazısına dahil olmak, bazısını engellemek, bazısını değiştirmek, bazısını telafi etmek mümkün değil... Ailem

Hepsi bugün olunca biraz ağır oldu. Ortalarda oldukça iyi idare ediyordum da niyeyse sonlarda hassaslaşıp bırakıverdim. İlginçtir, artık bazı şeylerin sebebi ben değilim; bu iyi mi kötü mü karar vermek zor.

Kendimin bile zor anladığı şeyleri yazmak konusunda çok inatçıyım. Hatta konuşmam da bu şekilde oluyor. Tek cümleye dünyayı sığdırdığımı ve herşeyin kabak gibi anlaşıldığını sanadurayım; sadece düşündüğüm milyonlarca şey içinden en göze çarpanı dile getirdiğimden anlaşılmam zor olduğunda buna hep şaşırıyorum. Hoş, "anlaşılmaz" olduğumu sanmıyorum, "anlatamaz" diyelim en iyisi...

15 Şubat 2008 Cuma

Poroğramlı olmak

En sevdiğim huylarımdan biri erteleme konusundaki sınır tanımaz üslubumdu... Okulu bitirene kadar kendimi şaşırtmaya devam ettim. "5 dakika daha", "Buçuk olsun başlıycam", "Ayy buçuğu geçmiş, tamam saat başı!", "Üff tamam madem çalışmıyorum, biraz televizyon izleyip kafamı toparlayayım, nokta noktada ya da nokta nokta buçukta başlarım", "Hmm birazdan yemek yiyeceğiz zaten, bitince otururum", "Uff tamam bugün cumartesi, bu akşamlık ısrar etmiyim; ama sabah erkenden kalkıp oturucam!", "Hmm biraz televizyon izliyim açılınca başlarım", "Kahvaltıdan sonra artık oturayım","5 dakika daha", "Buçuk olsun başlıycam", "Ayy buçuğu geçmiş, tamam saat başı!", "Üff tamam madem çalışmıyorum, biraz televizyon izleyip kafamı toparlayayım, nokta noktada ya da nokta nokta buçukta başlarım", "Hmm birazdan yemek yiyeceğiz zaten, bitince otururum", "E bu saate kadar başlamadıysam, hiç başlamiyim daha iyi.." şeklinde özetlenebilecek bir döngü yaşadıktan sonra bir de tek çocuk olmamdan kaynaklandığını düşündüğüm, ve tüm tek çocuklarda böyle olduğunu umduğum <:), bir şekilde "Valla sen bilirsin, çalışmazsan çalışma, valla sonuçlarına katlanırsın.." temalı bir öz-tehdit mekanizmasıyla kendimi artık gaza mı getirirdim, rahatlatır mıydım bilemiyorum; ama gönül rahatlığıyla noktalardım hafta sonunu... Hafta içlerinden bahsetmeye gerek duymuyorum...

Buradan anlaşılacağı üzere, konusu ile ilgili hiç bir torpil geçme durumu olmadan, her işimi son dakikaya bırakırdım... Ta ki bir staj raporumu 3 gün önceden yazmaya başlayana kadar... Her ne kadar yeterli süre gibi gözükmese de daha öncekileri örnek rapor olmadan 1 gecede yazdığımı düşünürsek oldukça hazırlıklı bir çalışma olmuştu. İşte o zaman doğru, planlı ve programlı çalışmanın tadına varmıştım. Şimdiye kadar o "3 günü" 1 haftaya çıkarabilmiş olsam da oldukça ilerleme kaydettiğimi düşünüyorum.

Şu an böyle programlı bir çalışma içerisindeyim ve sanırım işe 2 hafta öncesinden başladım fark etmeden :) Yalnız şu an para kazandığım bir işte çalışıyor olduğumu düşünürsek bu davranışımın oldukça isabetli olduğunu da görebiliriz...

Bu yoğunlukta çabalamak için oldukça uzun bir süre beklemiştim. İlk iş çok sancılı; ama gözümü açmadan sabredeceğim, gidebildiğim yere kadar gideceğim. İnsanın gözünü açması her zaman iyi bir şey değil çünkü, bunu oldukça iyi biliyorum... :)

Başlangırç




Uzun süredir aşina olduğum bloglardan mütevellit kararım kesin olmasına rağmen adres, başlık, isim, vs. seçimi yüzünden neredeyse vazgeçecektim bu blogu oluşturmaktan... Söz konusu karın ağrılarını atlattıktan sonra, biraz da "Napalım artık; olan oldu..." rahatlığıyla ortaya çıkan bu blogun bana ve, şu an gelecek yazıların içeriğini kestiremesem de, faydalanabilecek herkese hayırlı-uğurlu olmasını diliyorum...

Yiğit Özgür'ün karikatürü: http://www.duslersokagi.com/yigitozgur/?id=233