25 Mayıs 2008 Pazar

Son derece pazar

Bir şeyler yazacak kadar ilginç görmüyorum kendimi. Kendime olan ilgi ve alakamı yitirmiş sayabiliriz. Beni bir blog yaratmaya iten top 10 sebepler listesinin en başlarında toplu taşıma araçlarında tutunma demirlerine yaslanarak beni alarma geçirip ardından en hassas yerlerine sokuşturduğum elimden rahatsız olarak yapıştıkları demirden ayrılmak zorunda kalan kendini bilmezlerin olması ve benim bu sevimli isyanımı bir türlü "e madem öyle hadi yaziym" haline getirmemiş olmam, bende bir "eee? yani?" etkisi yaratıyor.
Şu an sabah kahvaltısı için sebzeli makarna pişiriyorum.
Dün ilkokul aşkımla karşılaştım.
Evde olduğum ve televizyon izlediğim her an sürekli müzik kanallarını zaplayarak Tuğba Ekinci'nin condom şarkısını arıyorum. Çıkıyor, hop dans ediyorum.

Ben sanırım burada yazmaktan çekiniyorum. Evet anlatabileceğim pek çok şey var. Hatta bazıları oldukça dişe dokunur. Yazmak insanı eğitiyor, en azından ben böyle düşünüyorum. Güldürürken düşündürebilebilirim(hı?). Yine de burada bir şeyler yazınca, günün birinde birisine ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler diyecekmişim gibi geliyor.
Üf ne biliym, nezaket mi oluyor şimdi bu? Gerçi nezaket bizde irsî; nezaket uğruna yaptıklarım ve yapmaya devam ettiklerim hep çok orijinal gelmiştir bana. Yine de vazgeçmek gerektiğine inanmıyorum... sanırım.

Hiç yorum yok: