29 Ekim 2008 Çarşamba

Mektup gibi, e-mail gibi...

Sevgili A.cincin,
İnsan öyle garip bir yaratık ki şartlara göre akla hayale sığmayacak bir yapıya bürünebiliyor. Kimi zaman öyle kuvvetli ve kudretli, kimi zaman öyle savunmasız ve aciz ki bu ikisi arasında gidip geldiğini çoğu zaman fark etmiyor bile.
Seni sanırım 12 yıldır tanıyorum. Artık kaç kere tekrarladığımızı hatırlamıyorum; ama hatırlamaktan zev aldığım kesin, beni ilk gördüğünde uyuz olduğun için Derya'nın oda numarası diye bir şeyler sıkıp akabinde türlü "küçük oyunlar" ile beni alt etmeye çalıştığın günlerden başlayarak çok farklı bir bağ kurduk seninle. Benzer değildik, benzer şeyler de yaşamadık. Birbirimizden çok uzaklaştığımız oldu. Öyle ki zamanında kendime yaptıklarım yüzünden benden vazgeçtiğin oldu. Sonra gördüm ki senin de hayatında o dönem fırtınalar kopmuştu. İnsanız, hayatta her türlü şey olabiliyor...
Sana bunu binlerce kez söylememe rağmen tekrar etmekte sakınca görmüyorum. Yansıttığın kırılganlık ve hassaslığın aksine daima istediklerinin arkasında durdun ve hepsinin de sonuçlarına katlandın. Kiminde midene kramplar girdi, kiminde derin bir oh çektin, kiminde kalbin söküldü; ama hiçbirinde arkana bakıp ben bunu yapamayacağım, vazgeçiyorum demedin. Ben böyle olabilseydim dünyanın .mına kordum! :) Her zaman da hak ettiğin şekilde başarılı oldun. Minnesota'da da aynı şekilde hiçbir şeyden ödün vermeden yoluna devam edeceğini düşünüyordum, gerçi hala düşünüyorum; ama şu 2 aya sanırım gereğinden fazla şey sığdırmaya çalıştın. Dedim ya kararlılığın, niyeyse, seni bir şeylerden etkilenme lüksünden muaf tutuyor benim gözümde. Seni öldürmeyen şeyin seni jet hızıyla daha da güçlü yapacağını düşündürüyor. Herşeyi yapmadan önce ölçüp biçtiğin için aynı ölçülerde uygun malzemelerle hazırlanan iyileşme kokteylinden 1 yudumla asterix olacağını sanıyorum. Neticede öyle olmuyor galiba. Şimdi biraz kafanı dinlemek için ani bir kararla buraya gelmiş olman hem içimi rahatlattı, hem de beni biraz ürkütüyor.
Konuşmalar var aklımda... Bana uyuz olmaktan vazgeçip süper eğlenmeye başladığımız dönemler, küçüğüz... Sana neredeyse her akşam telefonda akıllar veriyorum, seni rahatlatıyorum... Sonra lise... Sen birilerine aşıksın ve acı çekiyorsun... Anlam veremiyorum. Kızıyorsun, güzel anları onları düşünmeye feda ediyorsun, baloda sandalyede ağlamaklı oturuyorsun... O dönemler sana kızıyorum. Aptal kızların, kız arkadaşlarının dertlerini bu kadar büyütmesine kızdığı, uyuz olduğu gibi değil, senin için harika şeylerin olacağından öyle eminim ki bunu senin hissetmeyip aldırmayışına kızıyorum...
Şimdi de aynı tuhaf his var içimde; ama şimdi insanın kendisine süper şeylerin olmasını beklese dahi yaşadıklarından bir şekilde etkilenmek durumunda kaldığı gerçekliğini bildiğim için teselli ya da yeni bir bakış üretemiyorum. Bu beni üzüyor. Hayatından bütün b.k kafalı erkekleri ve kadınları çıkarmak istiyorum!
Henüz seninle konuşamadık, aklıma toparlayabildiğim kadarıyla bunlar geldi...

Hiç yorum yok: