Orda durmuş bana bakıyor, yeni uyanmış, haliyle biraz üşüyor. Güneş de doğmuş; ama henüz betondan görünmüyor, haliyle aydınlık yeterli değil. Biraz kızmış anlaşılan, hesap sorar gibi bakıyor. Kafasından neler geçiyor az da olsa tahmin ediyorum. Hala soğumamış yatağa bakıyor, aklından bile geçirmemeli, zira geç kalmak çok tatsız olur. Yüzünü buruşturuyor. Çabuk olmalı diye düşünüyorum, her saniyesi çok değerli... “Biliyordun zaten...” der gibi omuz silkerek banyoya koşuyor. Yer soğuk, terlikler salonda bir şeylerin altında kalmış olmalı. Yine bana bakıyor, kararsız.. Adım gibi biliyorum üşenecek ve parmağını yalayıp gözünün altına akmış makyajı öyle silecek. İsteksizce giyindi. Bir avuç kuruyemişi aceleyle peçeteye sarıp paltosunun cebine sıkıştırdı. Çıkmadan yine son kez bana baktı, eskisi gibi değil ama. Sonra dağınık evi karanlıkta geleceğini varsayarak şöyle bir süzdü ve geri döndüğünde nelere takılmayıp nelerin üzerinden atlaması gerektiğini çabucak hesaplayarak kapıyı sertçe çekti...
Benim olucak fıstık! Binicem üstüne, vurucam kırbacı! Vurucam kırbacı!
Lütfen birisi versin artık şu 50 bini!!!!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder